| |
EROL GEÇİCİ:Azimli, kararlı, çalışkan arkadaşım.Üniversitede de senin gibi bir arkadaşı tanımaktan büyük bir mutluluk duydum.Samimiyetin, doğallığın, dost yaklaşımın hep var oldu, bundan sonra da var olmaya devam edeceğine inanıyorum. Sinema tutkunu, müzik aşığısın. Hayatında var olmasını istediğin radyoculukta başarılı olmanı diliyorum. Belki Anadolu’nun ücra bir köşesinde bizim Volkan’ın sesini duymak bana ayrı bir mutluluk verecektir. Samekad’ımızın doğal üyesi gerçek bir hemşerimsin. Trabzonlu olsan da seni gerçek bir Samsunlu görüyorum. Sağlık, mutluluk., başarı dolu yıllar hep seninle olsun…
SIDIKA BAYKAL:Kuzenlerin en güzeli. Bilmiyorum belki de özkuzenimi bile bu kadar sevmedim, özkuzenime bile bu kadar değer vermedim ben. Sen başkaydın, başkasın ve de hep öyle kalacaksın. Hayat sürprizlerle dolu, her ne kadar bazen kötü sürprizler yapsa da…Ama hayat seni, karşıma çıkarmakla bana güzel bir sürpriz yaptı be kuzen. Seninle yaşadığın, paylaştığım her anı büyük haz duyarak, içimde hissederek hatırlayacağım. Bazen beni kızdırıyordun; mesela, Abeylegesse kılıklı, son olarak da Simpson Teyze. Beni neye benzetmedin ki…Ama inan kızarken bile keyifle kızıyordum, kahkahayla dolu dolu gülmeni, dostluğu, sıcaklığı, samimiyeti üniversite ortamında ilk seninle tattım ben. Bazı dönemlerde beni unutsan da gelgitlerimiz olsa da geriye dönüp baktığımda yaşadıklarımızı büyük bir keyifle hatırlayacağım. Ne olursa olsun çirkin anıları en güzelleri ile değiştirelim olur mu? Yaşanan değerleri zamana yenik düşürmeyelim, seninle ilgili unutamayacağım bir çok şey var. Bunlardan bir tanesi bol fundukli keklerun, haçan hem tadi güzel, hem de harika cöriney, dayanamayruk yiyruk daa. Yazdığım mektupları saklamazsan ağzına tükürürüm haberin olsun. Sen özlenmesi en güzel insanlardan birisin ve de benim biricik kuzenimsin. Güneyden sıcak bir samyeli (ben), kuzeyden sert bir karayel (sen). Ekimde başkentte buluşurlar. Öyle bir kaynaşırlar ki haziranda ayrılırken her ikisi de ağlamaklı olur (14Haziran2003Cumartesi).
DİLEK BADAR-PERİ DÖZEL:Aslında öyle çok şey paylaşmadık. Hani öyle çok şey paylaşılmayan kişilerle mesafeli olunur, özel konulara girilmez ya öyle değilsin. Her anını her şeyini paylaşabilir insan seninle. O kadar yakın hissedebiliyor insan kendini sana. Bu yakınlığının yanı sıra bazen çekiyorsun kendini bizden. Bu da herhalde her insanın yaşadığı daha doğrusu hayatın yaşattığı bunalımlardan kaynaklanıyordur. Unutulmayan yanların var elbette senin de; o keklerin, mahlepli kurabiyen, temizliğin, birde ismini hatırlayamadık şimdi, hamsili bir şey yapıyordun o mesela. Hatırlar mısın ingilizceye girmeyip Bahçeliye gitmemiz, alışveriş yapa yapa Kızılay’a yürümemiz…Belki çok yorduk seni ama güzel bir gündü. Senenin ilk karında sizden dönerken gecenin onikisinde yalnız bizim olan sokaklarda kartopu maceraları özlenecek anlardan değilmi? Ne güzel ki böyle hatırladığımızda birkaç dakika da olsa hüzünlendirip keşke geri dönebilsek diyebileceğimiz anlarımız var. Yaşam sana hep böyle anlar tattırsın…
FERHAT ATMACA:Sen de biliyorsun ki sana takılmayı çok seviyorum. Bir kere Karadenizlisin. Sana takılmayacağım da kime takılacağım. Senin yüksek anlayışına sığınarak bol bol şakalaştık. Yani o bu değilde şu kızı nasıl kaçırdın anlamadım. Tam da aradığın gibi uzun boylu, dalgalı saçlı bir kız bulmuşken. Bir telefon bari açsaydın ya. Şimdi ismini vermeyeceğim ama güzel kızdı haaa. Bir de ben paten yaparken gülüşüyordunuz. Ayakta durmayı başarsaydın tavlamıştın kızı…Yaa geçti gitti artık, numarasını da değiştirmiş. Bazen insanların karşısına ender olarak hayalindeki kişi çıkar ve eli kolu bağlanır, hiçbirşey yapamaz. Sen de benim hayalimdeki insan değilsin ama en azından bir şeyler yaptık, şaka şaka çok şey yaptık. Sana dostluğundan dolayı çok teşekkür ediyorum. Ah şu Ankara sokaklarının dili olsa da konuşsa. Dostum Ankara macerası sona eriyor sanırım ama eminim ki biz başka şehirde (Trabzon‘da olabilir) hep görüşeceğiz, yani dostluğumuz hiç bitmeyecek. Son olarak da çok sevdiğim ama kime ait olduğunu bilmediğim şu dizeleri söylemek istiyorum. “ Unutulmak ölüm kadar acıysa, Hatırlanmak yaşam kadar güzeldir.”
HAVVANA DOĞAN:Yaa Volkan bu kadar pozitif enerjiyi, bu kadar çeneyi nerden buluyorsun anlamıyorum. Seni hiç yüzü asık görmedim. Ev arkadaşın Cüneytle başından geçen anıları anlattığında gülmekten yere yatıyordum. Hele o sinema maceranız yok mu? Hani bir gün hep beraber tiyatroya gidecektik de sen otobüs durağını bulamamışsın da kaybolmuştun ya…Sonra başından geçenleri bize anlattığında tiyatrodan çok sana gülmüştük. Bir de yaptığın o fırın makarnalar yok mu…Bu pozitif enerjinin hiç kaybolmaması dileğiyle…
SAFİYE AYAZ:Hamarat, becerikli, Karadenizli arkadaşım. Sayenizde (Cüneytle) çok değişik yemeklerle tanıştık. Sizin yemeklerinizi beğenmeyen yoktur, ellerinize sağlık, hadi durma kutla bu zafer sizin. Herkese karşı çok iyi niyetlisin. Kimsenin kalbini kırmazsın. Allah seni hep iyi niyetli insanlarla karşılaştırsın, kalbini hiç kimse kırmasın, ömür boyu iyi ve güzel insanlarla karşılaşman dileğimle…
ÖZLEM ÇELİK:Çok kısa bir süre birlikte vakit geçirmemize rağmen onu tanımam çok kolay oldu. Çünkü o kadar doğal, o kadar içten, o kadar samimi bir arkadaş ki…Volkan’ı tanıyıp da sevmeyen bir insan olduğunu sanmıyorum ve biliyorum ki o sevilmeyi kesinlikle hak ediyor.
CÜNEYT BÖLÜKBAŞI:Nerden başlayacağımı bilmiyorum aslında, onu sözcüklerle anlatmak yazı diliyle ifade etmek mümkün mü? Canım desem değil, kanım desem değil, o benim için benden öte biri. Her şeyimi paylaştığım, gizlimin saklımın olmadığı ve bundan sonra da olmayacağı tek dostum, kardeşim o benim. Şimdiye kadar tanıdığım en içten, en samimi, en doğal, en anlayışlı insan o. Bir insan hemcinsini kendisinden daha fazla sever mi? Seviyor işte. Neler paylaşmadık ki onunla; gün oldu beraber güldük, gün oldu beraber ağladık, sırrımız oldu paylaştık, zaman oldu didiştik Bitti sanıyorsan yanılıyorsun, bizim dostluğumuz okul hayatıyla değil bir ömür boyu baki kalacaktır. Peşini bırakacağımı sanıyorsan yanılıyorsun, her nerdeysen orada olacağımı bilmelisin,bu dostluk çok dört yıllar katlayacak, bir ömür boyu sürecek. Ne çok şey yaşadık onunla: Trabzon, Balıkesir, Kızılcahamam, Kocaeli, Fethiye anılarımız… Fotoğraf karelerimizde neler yok ki; Trabzon dan Uzungölün serin suları, Sümelanın mistik havası, Uzun sokağın talaş kebabı… Balıkesir’in Bandırma sokakları, Erdek sahilleri, seni buraya damat edelim diyen köyümün kadınları, kızgın güneş altında yarıştırdığımız eşek anılarımız, bostan diye karpuz toplamaya gittiğimiz günlerimiz… Kızılcahamam ormanlarının müthiş havasını soluduğumuz zamanlarımız… Kaçamak yaptığımız Fethiye anılarımıza ne demeli, bırakalım fotoğraflar anlatsın… Trenle ilk seyahatimiz Kocaeline nasipmiş, omzumda uyuduğunu da unutmadım hani… Belki burada nokta koyuyorum ama bilesin ki zorunluluktan, daha devam edersem başka arkadaşlarını üzmüş olurum, çünkü onlara yer kalmaz. Bak işte noktayı koydum ama sadece buraya, gönlümdeki yerin hiçbir zaman nokta koyacak kadar kısa olmayacak.
BEDİHA EROL:Canım, can dostum, bir ömre sığmayacak güzellikteki,dünyanın bütün iyi duyguları kendine bahşedilmiş bir yüreğe sahip bir tanem. Sana sevgimi dile getirmeye ne vakit ne kağıt ne de bu yıllık yeter. Benim uyduruk bir o kadarda adamakıllı kardeşim… uyduruğum off ya!... yok ben seni bırakamam, okul biter ama kardeşlik bitermi hiç? Diyeceksen yüzsüzüm görüşürüz. İnşallah Allah’tan tek isteğim bu. Yaa daha ne diyeyim, seni kocaman kocaman kocaman özleyeceğim. |
|
|
|
|